26 Ekim 2010 Salı

Paranormal activity 2...

Peş peşe izlediğim üçüncü devam filmi olan "Paranormal activity 2", ilkinden pek farklı değil...

Hatta ilkinden daha hareketli ve ürkütücü olduğu kesin... Tek dezavantajı, seyircinin artık konuyu ve tekniği biliyor olması...
Yoksa filmler arasında birebir benzerlik bulunuyor...


Bu kez bir çift yerine, dört kişilik bir aileyi izliyoruz... Hikayede tuhaf olaylardan bu defa anne ile bebek etkileniyor... Filmin gerilim ve aksiyon moduna geçmesi için ilkinde olduğu gibi sonuna kadar beklemiyoruz neyseki...

Filmin sonu ise pek tatmin edici değil...

24 Ekim 2010 Pazar

30 days of night, dark days...

''30 days of night, dark days''...

Hikaye kaldığı yerden devam ediyor...

30 gün kabusundan kurtulan kahramanımız, olanları anlatmak ve taraftar toplamak üzere seminerler düzenlemektedir...


Bir gün benzer deyenimler yaşayan bir grupla karşılaşır... Vampirlerin kraliçesini avlamak, böylece bir sonraki 30 karanlık günde kimse zarar görmesi diye güçlerini birleştiriler...

''Dark days'', ilki kadar iyi değil... Filmin başı ve sonu daha özenle yapılmış hissi veriyor... Ama genelde ağır tempoda giden film, gizemli ortamı sağlayamıyor...

Hikaye yeni karakterler hakkında fazla bilgi vermezken, gerilim düzeyinde pek tatmin edici olamıyor...

23 Ekim 2010 Cumartesi

Red...

"Red", retired extremely dangerous...

Film, eski CIA ajanlarının, zamana ve önyargılara karşı hala ayakta olduklarını ispatlamaları için fırsat veren bir görev için yıllar sonraki buluşmalarını anlatıyor...

Eski dostlar, yıllar önce işlenen bir suçun ortaya çıkarılması sürecinde, içlerinden birinin hedef gösterilmesiyle birlikte yeniden işbaşı yapar...


Bruce Willis, Morgan Freeman, Helen Mirren, John Malkoviç, Richard Dreyfuss gibi bir kadroya sahip olan film, ne yazik ki beklenen keyfi tam anlamıyla veremiyor...

Mizah yönü ve aksiyonu yetersiz kalan film, durağan kurgusuyla seyirciyi havaya sokamıyor...

Oyuncuları için izlenebilir ama fazla beklentiye girmeden...

21 Ekim 2010 Perşembe

Mirrors 2...

"Mirrors 2", ilk filmin getirdiği ses üzerine serisi yapılan kötü filmler kategorisine giren korkunç bir film...

Geçirdiği kaza sonrası tedavi gören genç adam, gece bekçisi olarak çalıştığı yerde korkunç imgeler görmeye başlar... Genç adamı aynalarda genç bir kadın takip etmektedir...


Art arda meydana gelen açıklanamayan ölümlerden sonra, genç adam ipuçlarını takip ederek, bu garip olayların arkasındaki gerçeği bulmaya çalışır...

İlkini de çok beğenmemiştim ama bu devam filmine hiç gerek yokmuş...

Hikaye oldukça yavan, oyfunculuklar ise berbat...

20 Ekim 2010 Çarşamba

Jettblack...

Jeetblack, ABD'den yeni sayılabilecek bir grup...

İkinci albümleri "Get your hands dirty" ile çıkışını sürdüren dörtlü, rock müzikte yeni arayışlar içinde olanlar için fırsat sunuyor...

Retro rock türü müzik yapan grubun yeni albümünde, "Slip it on", "Two hot girls", "War between us", "No even love" ve "Mother fucker" dikkati çeken parçalar...

Ortalamanın biraz üstünde olan albüm, farklı bir sound keşfetmek isteyenler için...

Jettblack:


Will Stopleton- vokal, gitar
Jon Dow - vokal, gitar
Tom Wright bas
Matt Oher davul




19 Ekim 2010 Salı

My soul to take...

Wes Craven, bu kez hayal kırıklığına uğratıyor...

Korku klasiklerinin yönetmeni Craven, "My soul to take" ile, sıradan bir hikayeyi sıradışı yapamadan, klişe ve önceden tahmin edilebilen kurgusuyla bekleneni veremiyor...


Bir seri katilin ortadan yok olduğu gece, aynı gün doğanların kabusu haline gelecek kehaneti üzerine oluşturulan film, gerilimi düşük, aksiyonu az ve sıradan hikayesiyle korku türüne ve ünlü yönetmene yakışmıyor...

Senaryo, boşluklarıyla hikayenin bütününe zarar verirken, gençler hakkında seyirciye çok az bilgi veriyor... Filmin sonu ise aceleye getirilmiş...

17 Ekim 2010 Pazar

Wild Target...

İngiliz komedilerini her zaman sevmişimdir...

''Wild Target'', bir kiralık katil ile uslanmaz bir hırsızın sıradışı hikayesini anlatan hoş bir komedi...

Bill Nighy ve Emily Blunt'ı karşılıklı izlemekse ayrı bir keyif...

Victor Maynard, aile geleneğinden gelen kiralık katil mesleğini başarıyla sürdürüp, ün yapmış orta yaşlı yalnız bir adamdır... Rose ise küçük büyük demeden her türlü hırsızlığa açık olan genç ve çekici bir kadın...


Rose bir gün boyundan büyük bir dolandırıcılığa karışınca, Victor'un yeni hedefi haline gelir... Ancak bu iş Victor'un düşündüğü kadar kolay olmayacaktır... İşin içine başıboş bir genç, Victor'un rakibi, annesi ve bir de aşk girince, işler iyice karışır...

Mizahın yerinde kullanıldığı ''Wild Target'', absürd hikayesiyle fazla beklentiye girmeden hoşça vakit geçirebileceğiniz bir film...

14 Ekim 2010 Perşembe

Wall Street-Money never sleeps...

Oliver Stone'un 1987 yılı filmi "Wall Street"in devamı olan "Wall Street- Money never sleeps", ünlü yönetmen ile Micheal Douglas'ı bir kez daha biraraya getiriyor...

Bu defa küresel ekonomik kriz döneminde geçen hikaye, ilk filmden tanıdığımız Gordon Gekko'nun sekiz yıl sonra hapisten çıkarak yeni düzene ayak uydurması üzerine kurulu...

Gekko, gösterişli hayatına bıraktığı yerden başlamak üzere her şeyi yapmaya hazırdır... Bunun için kızını ve genç borcası erkek arkadaşını bile kullanmaktan geri durmaz... Ancak, Gekko'nun bu ilişkisi, başta paranın gölgesinde ilerlese de aile kavramının önemi hatırlamasıyla yön değiştirir...


Bu arada, Gekko ve genç borsacının acımasız rekabetin olduğu para dünyasında ayakta kalma ve intikam mücadeleleri, hikayenin bir diğer unsurunu oluşturur...

Shia LeBeouf bu film için yanlış bir isim... Gekko gibi hırslı bir adamın ise hikayenin sonunda para yerine ailesini seçmesi , beklentileri boşa çıkarıyor...

Frank Langella, Susan Sarandon, Josh Brolin ve Carey Mulligan gibi isimlerin yardımcı rollerde yer aldığı film, ilkini aratıyor...

Soundgarden...

"Telephantasm", Soundgarden'in kariyerini ortaya koyduğu, iki diskten oluşan yeni toplama albümü...

Grunge'ın önde gelen isimlerinden Soundgarden'in bu albümünde, grubun 5 stüdyo albümünden seçilen çalışmalarla, daha önce piyasaya çıkarılmamış olan "Black Rain" adlı parça yer alıyor...


Albüm, Soundgarden'i tanımak isteyen ya da özleyenler için iyi bir fırsat...

13 Ekim 2010 Çarşamba

Eat pray love...

Ya da gecenin köründe beni spagetti ve pizza krizine sokan film...

Eskisi gibi sinemaya gidemediğimizi, genelde bu işi interneten hallettiğimizi daha önce yazmıştım... Geçen akşam Sibel ile yıllık sinema kaçamaklarından birini yapalım dedik... Julia Roberts'ı sevdiğinden ve konusu ilgisini çekebileceği düşüncesiyle ''Eat pray love''a gittik...

Kadın filmi, hoşuna gider dedim... Türü küçümsediğimi sanmayın, ''Thelma and Louise'' en sevdiğim filmler arasındadır...


Yaşlanmış ve popüleritesi inişe geçen Roberts'ı, o en çok satan kitaptan uyarlanan filmde görmek için Ada'yı Nunuş ile bırakıp, Panora'ya gittik...

Bilet, mısır ve cola üçlüsünün ardından, fazla kalabalık olmayan salonda yerimize geçtik...

Hikaye, hayatı sorgulan bir kadının, kendini bulma yolculuğunu anlatıyor... İtalya, Hindistan ve Bali'de geçen film renkli görüntüleriyle etkileyici ancak hikaye o kadar dağıtılmış ve uzatılmış ki içinde kayboluyorsunuz...

İtalya'da ''Dolce per niente' 'yi yani birşey yapmamanın keyfini keşfeden kahramanımız, Hindistan'da kendini affetmeyi, Bali'de ise kalbini dinlemesini öğrenir...

İlk yarısı hayal kırıklığı olan film, ikinci yarıda biraz toparlıyor... Bu arada, Sibel bir ara kestiriyor... Kızamıyorum... Film, seyircinin ilgisini uyanık tutamayacak kadar durağan...

Filmin tek iyi yanı Richard Jenkins'in oyunculuğu...

Tamamen şişirilmiş olan hikaye, seyirciye yeni bir şey sunmuyor...

Kendini aramak diye birşeye pek inanmıyorum... Uzaklaşmak ve yalnız kalmak tamam ama, bunu yaparken hayatın anlamını bulacağım diye elindekileri kaybederek mutsuz olmaya anlam veremiyorum...

12 Ekim 2010 Salı

The Experiment...

"The Experiment", insan doğasını tüm vahşetiyle ortaya çıkaran bir deneyi anlatan, psikolojik gerilim türü bir film...

Adrien Brody ve Forest Whitaker'in oynadığı film, para karşılığı insan davranışlarıyla ilgili bir deneye katılan "kayıp kişiliklerin", kapalı bir ortamda, üstlendikleri rollere fazlasıyla kendilerini kaptırmalarıyla geçen süreci gösteriyor...


İnsanların hapishane ortamındaki davranışlarını gözlemlemek için yapılan deneyde, denekler gardiyan ve mahkum olarak iki gruba ayrılır... İki hafta süreyle verilen kurallar bağlamında hareket etmeleri istenen gruplar, bir süre sonra ödülü kaybetme pahasına insan doğasının en ilkel haliyle yeniden tanışacaktır...

Senaryosu, oyunculuğu ve yönetimiyle oldukça sıradan bir film...

30 Eylül 2010 Perşembe

Devil...

Geçmişin günahları bir gün sizi de yakalar...

Senaryasonu M. Night Shyamalan'ın yaptığı film, daha çok Alacakaranlık Kuşağı bölümlerinden birini andıran, çıkış noktası ilginç olsa da, gerisi gelmeyen bir seyirlik...


Klostrofobik bir ortamda geçen hikaye, bir asansörde mahsur kalan beş yabancının anlaşılamayan ölümler karşısındaki tepkileri ve hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor... Aralarında şeytanın bulunduğunu bilmeden...

Hikayesi heyecan verici olsa da temposu ve kurgusuyla gerilimi tırmandıramayan, oyunculuğuyla ortalama olan ''Devil'', sıradan bir film...

Robert Plant...

Bir önceki albümü, bol ödüllü ''Raising Sand'' ile çizgisini biraz değiştiren Robert Plant, yeni albümü ''Band of Joy'' ile kaldığı yerden devam ediyor...

Yeni grubu ile aynı adı taşıyan albümde Plant, yine rock tarihinin köklerine giderek rock'n'roll ve blues ağırlıklı çalışmalara yer vermiş... Yeni bir sound ile...


''Band of Joy'' Plant'ın dokuzuncu solo albümü... Rock dünyasının kuşkusuz en iyi grubu olan Led Zeppelin'in vokalisti Plant, yeni albümüyle iddiasız ama iyi bir çalışmaya imza atmış... Albümde Zeppelin esintileri aramak ise boşuna...

Baştan sona dinleyebileceğiniz albüm, Plant'ın yeni sounduna alışmak için iyi bir fırsat...

29 Eylül 2010 Çarşamba

Resident Evil.Afterlife...

Alice zombilere karşı... Yine...

''Resident Evil. Afterlife''... Alice'in bir virüs sonucu zombiye dönüşen yaratıklarla mücadelesi, serinin yeni bölümünde de devam ediyor...

Hayatta kalmayı başaran bir grup ile biraraya gelen Alice, eski dostlarının da yardımıyla bu defa güvenli bölgeye ulaşabilmek için savaş verir...


Uçağın çatıya inmesi, çatıdan atlama ve dev zombiyle dövüş sahneleriyle renklenen film, buna rağmen ilki hariç diğer bölümlerinden farklı değil...
Tahmin edilebilir senaryoda pek de bir yenilik yok...

Milla Jojovich'in yeni projelerde yer almasının zamanıdır...

19 Eylül 2010 Pazar

The Other Guys...

"The Other Guys", bir toplumdaki popüler olanların gölgesinde kalan "diğerleriyle" ilgili bir komedi...

Marc Wahlberg ve Will Ferrell'in oynadığı film, bölümlerindeki iki parlak polisten boşalan ( spoiler vermeyeyim) yeri doldurarak saygınlık kazanmak hedefiyle zorlu bir görevi araştırmaya başlayan biri silik diğeri gergin iki göz ardı edilmiş polisin hikayesini anlatıyor...


Samuel L Jackson gibi ünlü isimlerin de konuk olarak yer aldığı film, mizah ve aksiyonu birleştiren senaryosuyla ortalama bir polisiye komedi..

The American...

''The American'', George Clooney'in en iyi filmlerinden biri...

Kiralık bir katilin yalnız dünyasına göz atan film, kurgusu, senaryosu ve sergilenen performanslarla seyirciyi fazlasıyla memnun ediyor...

Hikaye, yeni bir iş için İtalya'ya giden kiralık bir katilin, yeni görevine hazırlanırken, burada karşılaştığı rahip ya da hayat kadını olsun, yerli halk ile kurduğu ilişki ve bunun hayatında yarattığı farklılık üzerine kurulu...


Bu arada, kendi hayatı için de devamlı tetikte olmak zorunda olan katilin bu güç yaşamı, hayat kadını ile yaşadığı aşk ile az da olsa normalleşir...

Ritmi düşük olsa da, görselliğinin yanı sıra anlatımıyla da etkili olan ''The American'', yılın en iyi low profile filmlerinden...

18 Eylül 2010 Cumartesi

Rixos, İstanbul,U2... tatilin özeti...

Gecikmiş de olsa yaz tatiline ilişkin birşeyler yazmak istedim... Zaman geçince esprisi olmuyor ama...

Bir önceki tatil yazısında Antalya'ya gelmiştik... Aile ile geçen bir günün ardından, ertesi sabah bir hafta kalacağımız Tekirova Rixos'a hareket ettik... Bir saat süren yolculuktan sonra, otelimizdeydik...

Herşey dahil anlayışına pek itibar etmesem de, Rixos bu düşüncemi yumuşatmadı desem, doğru olmaz...

Otelde yerli turist neredeyse hiç yoktu... Ruslarsa her yerde... Alt yapı olarak oldukça donanımlı bir yer Rixos... Havuzuna Ada ile bayıldık... Neredeyse tüm gün içindeydik... Sibel ise bir iki kez sahili denedi ama kumsal ve deniz kum olmadığından pek memnun kalmadı...


Akşamları ise çouklar ve yetişkinler için ayrı ayrı eğlenceler vardı... Ama otel animatörlerinin sıkıcı gösterilerinden sanmayın... Luna park ise akşamları için ayrı bir can kurtaran oldu... Resim atelyesi ve mini club ise çocuklar için ideal...hoş Ada kendini çocuk grubuna sokmadığından mini club'a ısrarlarımıza rağmen katılmadı...

Yemeklerse oldukça lezzetliydi...

Sonuçta, dinlendik... Çocuklu aileler için tavsiye ediyorum...

Otelden sonra bir hafta da aile ile Antalya'da kaldık...

Ankara'ya dönüp Sibel'i işe bıraktıktan sonra, Ada ile İstanbul'a geçtik... Ada ile otobüs yolculuğuna bayılıyorum... O film izledi, ben müzik dinledim... Bolu'da yemek yedik... Sonra İstanbul, ablamlar...

Şansımıza hava Eylül başıyla birlikte soğudu... Sibel haftasonu geldi...

Bir yıl öncesinden Murat'ın biletlerini aldığı U2 konseri için hazırdık... Pazartesi günü öğlen Sibel ile attık kendimizi yollara... Kadıköy'den vapurla Beşiktaş'a, oradan Ortaköy'e gittik... Gezinip biraz, Beyoğlu'na yola koyulduk... Konser için taksi dolmuşlardan birine bindik... İki buçuk saatte stadyuma varabildik... Yol korkunçtu, arkamızdan Ankara'dan eğlenceli bir grup olmasına rağmen... Stadyuma vardığımızda alt grup son bir iki şarkısını söylüyordu... Murat'larla buluşup, bira alana kadar, grup sahneden inmişti... Umurumda mı... hayır.... Beklemeye başladık... Sonunda grup üyelerinin sahneye gelişlerinin dev ekranlarda görünmesiyle, heyecanımız arttı... Bir yıllık bir süreç ne de çabuk geçmişti...

U2'ya bayılmam... grubun seksenler ve doksanların başındaki albümlerini severim... Grubu o yıllarda izleyebilseydim, hislerim çok daha farklı olurdu diye düşünüyorum...

Konser başarılıydı... Beklenen parçalarını seslendiren grup, performansı ve sahne şovlarıyla bizden olumlu puan aldı...

Yine de daha az politik bir gösteri olsaydı, daha iyi olurdu gibi geliyor... Livaneli'nin sahne almasına ise hiç girmeyeceğim...kötü ve manasızdı...

Sonuçta gördüğüm en iyi konser değidi ama, U2'yu izlediğim için memnunum...

Konser dönüşü ise ayrı bir olaydı...

Ertesi gün ise İstanbul'daki en keyifli gündü diyebilirim... Sibel'in Sultan Ahmet'te çekimi olduğundan, hepbaraber gün boyu meydandaydık... Sibel önden gitti, ben, Ada ve ablam ile sonradan... Hava da iyi olunca, eğlenceli bir gün geçirdik...

Snrasında tekkeye geri dönüş...

11 Eylül 2010 Cumartesi

Piranha...

"Piranha", kesinlikle yılın en berbat filmi...

Bir yer sarsıntısı sonucu ortaya çıkan yarıktan dünyamıza giren tarih öncesinden kalma katil balıklar, bahar tatilinin yapıldığı bir beldede sorumsuz gençlere unutamayacakları bir gün geçirtir...

Soft pornonun, vahşet görüntüleriyle birleştiği filmi izlerken, bu zamanda böyle bir film yapmış olmalarına inanamıyorsunuz... Richard Dreyfuss, Elizabeth Shue ve Christopher Lloyd'un bu filmde ne aradıklarını anlamak zor...


Ama gel gör ki, Başak, Ümit ve Okan ile yapacak birşey bulamayıp, eğleniriz düşüncesiyle sinemada izlediğimiz film, klişelerle dolu ve zaman zaman insana yok artık dedirtecek derecede gülünç senaryosuyla bizi eğlendirmeyi başardı... Aslında gülme krizine girip, kendi kendimizi eğlendirdik... Film o kadar kötüydü ki, dalga geçip, gülmekten başka seçenek bırakmıyordu insana...

9 Eylül 2010 Perşembe

Machete...

''Machete'', Robert Rodriguez filmlerinin tüm unsurlarının barındıran, dolayısıyla yönetmenin hayranlarını mutlu edecek bir film... Yalnız bir tehlike var ki, Rodriguez'in klasik formülü artık eskisi kadar tat vermiyor...

Rodriguez'in, Ethan Maniquiz ile birlikte kotardıkları film, Meksikalı eski bir federal ajanın, kaçak olarak yaşadığı Texas'da işvereni tarafından oyuna getirilmesi sonrasında aldığı intikamı konu alıyor... Olabildiğince vahşi ve Rodrigues tarzı...


Kaçak göçmen sorunu alt metin olarak kullanan yönetmen, siyaset ve iş dünyasının kirli yüzünü de dahil ettiği senaryoda, Meksikalı bir kahraman yaratıyor...

Danny Trejo'nun Machete karakterini oynadığı filmde, şaşırtıci bir kadro var... Robert De Niro, Steven Seagal, Jessica Alba, Don Johnson, Jeff Fahey, Michelle Rodriguez ve Lindsay Lohan...

Rodriguez'in çizgi roman tarzı tekniğini bir süre bırakarak, yeni bir yöntem denemesinde fayda var...

21 Ağustos 2010 Cumartesi

The Expendables...

''The Expendables'', posterde de belirtiği üzere, sinema dünyasında eşine az rastlanır cinsten bir castı buluşturmayı başarabilen aksiyon, macera türü bir film...

Silvester Stallone'nin yazıp, yönettiği ve oynadığı film, aksiyon türünün en önemli isimlerini bir araya getiriyor... ve film, sadece bu özelliğinden bile seyircinin ilgisini çekmeyi başarıyor...


Bazı büyük isimlerin konuk oyuncu olarak katıldığı, bazılarının ise küçük rollerde Sly'a eşlik ettiği film, paralı askerlerden oluşan bir grubun, Güney Afrika'da bir diktatör ile girdiği savaşı konu ediyor... İşin içine geride bırakılan bir kadın da girince, hikaye her biri ayrı yeteneğe sahip bir grup adamın gösterisine dönüşüyor...

Hikayesi ve anlatımıyla çok başarılı olmayan film, Sly'ın yönetimiyle de olumlu bir yerlere gelemiyor... Zengin insan malzemenin akıllıca kullanılamadığı filmden, beklentilerin aksine pek de tatmin olmadan ayrılıyorsunuz...

Adamların ne kadar yaşlandıklarını görmekse, üzücü...

20 Ağustos 2010 Cuma

Salt...

Angelina Jolie'yi yeniden ajan rolünde izlediğimiz '' Salt'', Rusya'da yetişen, daha sonra ABD'ye gelerek, CIA'de görev yapan bir ajanın, vatanseverliğini sınayan bir olayla karşı karşıya kalmasını anlatıyor...

Bir Rus ajanın, ABD'de bulunan Rusya Devlet Başkanının öldürüleceği bilgisini CIA'e vermesi ve başkanı öldürecek kişinin de CIA ajanı Salt olacağını söylemesiyle başlayan hikaye, Salt'ın kimliği ve ülkesine olan sadakatinin sorgulandığı bir kedi fare oyununa dönüşür...


Salt'ın kimliği hakkında film boyunca şüpheyi ayakta tutan hikaye, bir ajan filminde olması gereken aksiyon unsurlarını bolca barındırıyor...

Senaryoda bulunan çok sayıdaki boşluğa rağmen, Jolie'nin kendisi ve yönetmen Phillip Noyce'un aksiyon dozu yüksek tekniği, bu ortalama filmi izlenebilir bir popcorn türü yapmayı başarıyor... Ama yeni bir ''Wanted'' beklentisi içine girmek yanlış olur...

Hiyakenin finali, ''Salt''ın yeni bölümlerinin de çekileceğinin işaretini veriyor...

18 Ağustos 2010 Çarşamba

Iron Maiden...

''The Final Frontier'', Iron Maiden'in 15. stüdyo albümü...

Grubu başından beri çok sevmeme rağmen, yeni albümleri tam bir hayal kırıklığı yarattı bende... Olumsuz birşeyler yazmak beni üzse de, diplomatik bir dille ifade edecek olursam... Grubun en beğendiğim albümleri arasında yer alamayacak bir çalışma diye toparlayabilirim...

Esasında Iron Maiden'ın ilk yedi albümü dışında, bir bütün olarak severek dinlediğim başka bir albümü yok... Bunda grup elemanlarındaki değişimlerin payı büyük... Yine de son olarak Adrian Smith ile Bruce Dickinson'ın Iron Maiden'a dönmeleriyle beklenen, grubun eski tarzında süper bir albüm hala gelmedi... Janic Gers'i ise hiç sevemedim... Gruba yakıştıramadım... Neden hala ondan kurtulmadıklarını da bilmiyorum...


Gelelim albüme... ''Satallite 15'' için, grubun en sıra dışı ve olmamış dedirten açılış parçası desek, yanlış olmaz... Ardından devam eden 'The Final Frontier' da açılışı kurtaramıyor... Neyse ki, Steve Harris'in güven veren bas ritimlerini duyduğumuz ''El Dorado'' başlayınca, rahatlıyorum... Ne yazık ki devamı gelmiyor... Albümüm gerisinde yer alan parçalar arasında, ''Isla of Avalon ve ''Starblind'' öne çıkıyor...

''The Final Frontier'', klasik bir Maiden albümü değil... Parçaların hepsi çok uzun ve ilk dinleyişte sevebilmek genele bakarsak mümkün değil... Grubun bilinen soundu dışında parçaların yer aldığı albümde, herkesin beraber söyleyeceği Maiden imzası taşıyan çalışma yok...

Seksenlerde bizleri her yaptıkları albümle mutlu eden, son dört albümde gitarist sayısını üçe çırararak, avantajlı duruma gelmesi gereken Maiden'ın nesi var, anlamıyorum...

Buna rağmen, ''The Final Frontier'', hepimizin arşivinde olacak ama çok sık dinlemeyeceğimiz, çok sevdiğimiz bir grubun bir albümü olarak kalacak....



17 Ağustos 2010 Salı

Tatil...

Bu yıl yaz tatilini ağustos ayının ortasına bıraktığımız için bir yandan gerginlik, diğer yandan heyecan.... karmaşık duygular içindeyiz...

Ada günler öncesinden hepimiz için bavulları hazırlamaya başladı.... Küçük çaplı bir taşınma sanki... Herbişey valizlerde... Yanıma her zaman bir kaç parça kıyafet aldığımdan, benim işim kolay.... Ana kız işin içinden çıkmakta zorlanıyor... Ya da zorlanmıyor, zira herşeylerini yanlarına almak istiyorlar…

Akşam geç olmadan yatıyorum. Sabah erken yola çıkacağız... Ne de olsa onlar arka koltukta uyuyacaklarından, ben bari biraz dinleneyim...


Sabah gözümü açtığımda Sibel, Ada'nın kafasına göre hazırladıklarını düzenliyordu... İş bittiğinde, kapının önü görülmeğe değerdi...

İki büyük valiz, kızın çek çeki, deniz çantası, kızın dvd playeri ve otuz kadar filmin olduğu çanta, oyuncak çantası, ayakkabı çantası, yiyecek çantası, iki laptop ve yastık ile pike...

Çantaları arabaya yerleştirmek için bir kaç sefer yapıyorum... Bu arada kız uyanıyor... Gitmek için hazırız...

Benzin aldıktan sonra, Antalya'ya doğru yola çıkıyoruz...

Sibel ve Ada her zaman olduğu gibi kısa zaman sonra uykuya dalıyor... Uzun yol sürücüsü için yanında muavin görevi yapan, müzikleri değiştiren, ağzının boş kalmamasını sağlayan ya da sohbet eden birinin olmaması gerçekten hoş değil... Neyse ki, Afyon'a kadar olan yolu seviyorum...

Afyon'da konakladığımız tek adrese, İkbal'e gidiyoruz... Sucuk ve kaymaklı ekmek kadayıfı yedikten sonra, birşeyler bulabiliriz umuduyla mağazalara dalıyoruz... Sibel bir şort beğeniyor... Fiyatını öğrenince, morali bozuluyor... Mağazalardan hızla uzaklaşıyoruz...

Çok sıcak... İkbal'de insanlar serinlesin diye ince plastik borulardan su püskürtüyorlar... Bir aile, kedilerini havaya kaldırmış, su damlacıklarıyla kediyi serinletmeye çalışıyor... Bizim kedimiz yok ama Ada var... Ben de kızımı kaldırıp, su ile serinlemesini sağlıyorum... Bir daha... Bir daha... İş uzayınca küsüyoruz birbirimize...

Yolun ikinci kısmına başlıyoruz... Sıkıcı olanına...

Bu defa yolda bize Tarkan, Sertab ve Işın eşlik ediyor... Şarkılara bazen yüksek sesle ve abartılı bir tonla katılıyorum... Arkadakiler değil ama ben eğleniyorum...

Ve radarlar... Dört, beş tane görüyoruz... Radarı fark eder etmez, insanın hemen hız kesmesi ve polis aracının önünden geçerken suratına salak bir sırıtma kondurması tuhaf… Ben kötü birşey yapmadım der gibi...

Geneşde klimayı açmam… ama sıcak dayanılacak gibi değil… İki seviyesinde açıyorum… sonunu bile bile…

Ve Antalya’dayız… Lara’ya. ablamlara giderken her seferinde önce bir kaybolurum…bu kez de farklı olmadı…

Neyse kısa sürede doğru yolu bulup, eve varıyoruz… Asansörden çıkınca…süprizzzzzzzzzz… babamlar da orada… Bir hafta sonra d,ğer ablam da geşecek…yine bir aile birleşmesi yapacağız… Yaş ileriedikçe böyle şeylerin kıymeti daha bir başka oluyor…

Necoların evinin en keyifli yanları, bir, falezlerin üstünde, onuncu kattan seyretmekten bıkmayacağınız deniz manzarası, iki, dur durak bilmeden yemek… Evde en çok duyulan cümle de doğal olarak, şimdi ne yiyoruz… Bu durumda, tatilde zayıflarım hayalleri olanların ümitleri suya düşüyor ister istemez…

Biraz sohbetin ardından, kestireyim diyorum… Her yer klima… Dalıyorum uykuya… Donarak uyanıyorum… Arabada başlayan klima çarpması denen şey, evde artarak sürüyor ve hastalanıyorum… Boğaz şişmesi, mide bozulması (bu belki de yemektendir) ve kırgınlık… Tatilimizin ilk gününde olacak iş mi…

Esas tatilimizi yapmak üzere aile saadetine bir hafta ara vereceğiz… Yarın öğlen yeniden yola koyulup, Tekirova’ya geçeceğiz… Geçen yıl butik otel formatının fos çıkmasından sonra, bu kez birinci sınıf bir tatil köyü seçeneği bakalım nasıl olacak… Merakla bekliyorum...

4 Ağustos 2010 Çarşamba

Inception...

Christopher Nolan'ın "Inception"u çok iyi bir film olmuş... Neredeyse...

Senaryosunu da yazdığı filminde Nolan, seyircisini bu kez aklın karanlık köşelerinde gerilimi yüksek bir yolculuğa çıkarıyor...

Uyku sırasında bilinç altına girip gizli bilgileri çalan Cobb, bu defa çalmak yerine müşterisine hizmet edecek bilgileri yerleştirmek üzere kiralanır... Cobb, bu tehlikeli görevi, yıllar önce bırakmak zorunda kaldığı çocuklarını görebilmek için kabul eder... Ekibiyle birlikte aklın derinliklerine çıkacağı bu fantastik serüvende Cobb'a, ölen eşinin intikam dolu yansıması eşlik eder...


Psikolojik, gerilim türündeki filmin hikayesi, dramatik kurgusuyla da övgüye değer... Filmin sonlarına doğru olan kurgu ise sinema tarihine geçecek türden...

Leonardo Di Caprio'nun iyi bir cast ile sürüklediği film, hayal gücünün sınırlarını zorluyor...

Filmin tek beğenmediğim yanı ise Ellen Page oldu...



25 Temmuz 2010 Pazar

Ghost Writer...

Roman Polanski'nin "Ghost Writer"ı, uzun zamandır izlediğim en iyi filmlerden biri...

Polanski filmlerini genelde pek sevmesem de, ilgisiz kalmanın mümkün olmadığını biliyorum... "Chinatown" ve "Rosemary's baby" en sevdiklerim... Şimdi bu listeye "Ghost Writer" da eklendi...

Politik, gerilim türündeki film, eski bir siyasetçinin anılarını yazmak üzere tutulan bir yazarın başından geçenleri anlatıyor... Bir önceki yazarın esrarengiz ölümü üzerine işe alınan yeni hayalet yazar, bir ayda tamamlaması gereken görevi için ünlü siyasetçi ile çalışmaya başlar... Bu sırada eski siyasetçi için ortaya çıkarılan savaş suçlusu iddiaları, süreci tamamen etkiler... Yazar bir anda kendini görünenin dışında, başbaşka bir hikaye içinde bulur...


Sağlam senaryosu, iyi oyunculukları ve süpriz sayılabilecek sonuyla film, klasik anlatımı ve yavaş ancak asla sıkmayan temposuyla, başından sonuna kadar ilgiyi yüksek tutmayı başarıyor...

Ewan McGregor ve Pierce Brosnan'ın önderliğindeki castın da etkisiyle "Ghost Writer", türün hayranları kadar, genel sinema seyircisi için de kaçırılmaması gereken bir film...






22 Temmuz 2010 Perşembe

The Sorcerer's Apprentice...

"The Sorcerer's Apprentice", National Treasure ile iyi bir ekip olduklarını kanıtlayan yönetmen Jon Turteltaub ile Nicholas Cage'in birlikte çektikleri yeni film...

Filmin, National Treasure kadar eğlenceli olduğunu söylemek isterdim, ama mümkün değil... Bir kere, kesinlikle Cage filmi beklentisi içinde olanlar, hayal kırıklığına uğrar...


The Sorcerer's Apprentice, aile filmi ile gençlik türü arasında kalan, bu nedenle hikayesi heyecanlı olmayı başaramayan, süprizsiz, sıradan bir macera filmi...

Film, büyücü Baltazar'ın dünyayı kötülükten koruyacak seçilmiş kişiyi ,uzun yıllar boyu araması ve günümüzde bulması ile başlıyor... Hikaye bundan sonra, Baltazar ve en güçlü büyücü olmaya aday Dave'in, dünyayı yok etmeye çalışan kötü büyücülerle mücadelesini anlatıyor...

Klasik macera filmi formülünü iyi kullanamayan yönetmen, mizah yönü zayıf, durağan giden ve büyücülerin olması gereken etkileyeci dünyasını fazla göstermeyen kurgusuyla, bu kez başarılı olamıyor...





Rock klasikleri 39...

Uriah Heep / Demonds and Wizards (1972)


The wizard
Traveller in time
Easy livin'
Poet's justice
Circle of hands
Rainbow demon
All my life
Paradise
The spell






Uriah Heep:

David Byron vokal
Ken Hensley gitar, keyboard
Mick Box gitar
Gary Thain bas
Lee Kersklake davul




16 Temmuz 2010 Cuma

Predators...

"Predators", uzaylı savaşçıların yeni macerası...

Robert Rodrigues'in yapımcısı olduğu, Nimrod Antal'ın yönettiği film, Aliens ile birlikte çekilen iki sıradan filmin seriye verdiği hasarı, ilk film kadar iyi olmasa da, gidermeyi başarıyor...


Bir grup seçkin insanın, av olarak bırakıldıkları bir mekanda uzaylı yaratıklara karşı hayatta kalma mücadelesini anlatan "Predators", pek fazla yeni unsur taşımasa da, sırları ve süprizleriyle ortalama bir bilim kurgu- gerilim filmi...

Adrien Brody'in liderliğini yaptığı castta, Laurance Fishburne de küçük bir rolde yer alıyor...



14 Temmuz 2010 Çarşamba

The Last Airbender...

M. Night Shyamalan, ilk ve tek iyi filmiyle kazandığı ünü, art arda çektiği başarısız filmlerle harcamayı sürdürüyor...

"The Last Airbander", dört elementin efendisi olan Avatarların sonuncusunun hikayesini aktarıyor...

Uzun yıllar önce Avatar eğitimini yarıda bırakıp, ortadan kaybolan Aang'ın yeryüzüne çıkmasıyla başlayan hikaye, küçük çocuğun son Avatar olmanın verdiği sorumluluğun bilinciyle eğitimine kaldığı yerden devam etmesini ve
hava, su, toprak ve ateş toplumları arasında denge kurmasını anlatıyor...


Shyamalan'ın genelde olduğu gibi yine özensiz bir senaryo ile çekmeye çalıştığı film, bu yıl gördüğüm belki de en kötü seyirlik... Oyunculuktan, efektlere bir bütün olarak ucuz ve acemi görünen film, hikaye anlatımıyla da tatmin edemiyor...



13 Temmuz 2010 Salı

Toy Story 3...

Eski dostları görmek güzel...

Türünün en iyilerinden olan "Toy Story", serinin üçüncü bölümüyle yine kalpleri ısıtıyor...

İlk yarısı ilk iki filmi aratır gibi olsa da, daha sonra fazlasıyla toparlanmayı başaran hikaye, Woddy, Buzz ve çetenin yeni macerasını yine sıcak bir anlatımla seyirciye taşıyor...


Andy bu kez genç bir delikanlıdır... Üniversiteye gitmek için hazırlık yapmaktadır... Woody'i yanına almak üzere ayıran Andy, onun için çok kıymetli olan diğer oyuncuklarını da tavanarasına kaldırmak üzere bir torbaya koyar... Ancak torba çöp torbası olunca, bizim çetenin bir kreşte başlayıp, çöplükte devam eden renkli hikayesi başlar...

Önce, sahibihe kızgın otoriter bir ayıcığın yönettiği kreşten kaçmak için mücadele eden çete, daha sonra hayatta kalabilmek için çöp makineleriyle uğraşır... Ancak, dostluğun gücü bu filmde de çeteyi bir arada tutan en güçlü unsurdur...

Yeni karakterlerle tanıştığımız filmin yıldızı hiç kuşkusuz Buzz... Buzz'ın İspanyol moduna geçtiği bölümler, filmin en keyifli anları...

Hikaye olarak ise, üçüncü bölüm serinin en duygusal olanı... Çocuklardan çok yetişkinlere hitap ediyor, filmin sonlanış biçimi... Kızım ile gittiğim bu "çocuk filminde", geçmişte arkada bırakılan onca güzel şey akla gelince, gözlerinizin dolmasına engel olamıyorsunuz...

Film bitti diye hemen kalkmayın... Buzz ile Jessy'nin dansını kaçırabilirsiniz...

Yazın en iyi filmlerinden...



11 Temmuz 2010 Pazar

Eclipse...

Pazar günü can sıkıntısından izlemeye karar verdiğim, ancak izleyince canımın daha da sıkıldığı serinin üçüncü filmi, "Eclipse"...

Diğer ikisinde olduğu gibi, hiçbir beklentiye girmeden ekran başına oturduğum ve kısa süre sonra bitmesini beklediğim bu gençlik furyası film, korku türünün en temel iki unsurunu bir arada bulundurmasına rağmen, nasıl oluyor da bu kadar duragan ve sıkıcı olabiliyor, anlamak mümkün değil...

Senaryo yine kötü... Oyunculuklar deseniz, öyle...

Bir şekilde oyunculara karşı hayranlık duymuyorsanız, böyle bir filme tahammül edebilmeniz olanaksız...

Bella'nın vampiri mi yoksa kurt adamı mı seçeneğini merak etmiyorsanız, filmi es geçin...



6 Temmuz 2010 Salı

Ozzy...

Ozzy Osbourne, onuncu stüdyo albümü ''Scream'' ile geri döndü...

Randy Rhoads ve Jake E. Lee'nin ardından, birlikte en uzun süreli çalıştığı gitarist Zakk Wylde'ın yer almadığı ilk albüm olan ''Scream'', ''karanlıklar prensi'' için aslında bir sınav niteliği de taşıyor...

Bu albümle bizlere yeni gitaristi Gus G'yi (Firewind) tanıştıran Ozzy, 11 parçanın yer aldığı ''Scream'' ile en azından benim onayımı almış durumda...


İlk dinleyişte bütün olarak pek sarmasa da, ''Scream''a şans verip, dinlemeye devam ederseniz, bu rock efsanesi adamın geçmişten günümüze yaptığı müzik yolculuğuna tanıklık edersiniz... Vokal tekniğinden birşey kaybetmeyen Ozzy, yeni grubuyla still rocks...

Albümün çıkış parçası. ''Let me hear you scream''... ''Let it die'', ''Life won' wait'', ''Crucify'' ve ''I want it more'' albümde daha fazla dinlediklerim...

Ozzy vokal
Gus G gitar
Rob Nicholson bas
Adam Wakeman keyboard
Tommy Clufetos davul




29 Haziran 2010 Salı

Y and T...

"Y and T", 12. stüdyo albümü "Facemelter" ile yeniden aramızda...

"Facemelter", sıkı bir geri dönüş albümü niteliğinin yanı sıra, grubun 2001'de tekrar bir araya gelmesinin ardından iki yeni elemanıyla çıkardığı ilk albüm olması bakımından da kayda değer bir çalışma...

Doğrusu Dave Meniketti'nin gitar ve vokalini özlemişiz...

Müzik tarzından yıllar boyu pek taviz vermeyen grup, bu albümde de yine klasik "Y and T" soundu ile hayranlarını mutlu etmeyi biliyor...

"On with the show", "I'm coming home", "Losing my mind", "How long" ve "Don't brirng me down" albümde öne çıkan parçalar...

Y and T:

Dave Meniketti vokal, gitar
Pihl Kennemore bas
John Nymann gitar
Mike Vanderhule davul


28 Haziran 2010 Pazartesi

Knight and day...

"Knight and day", "Girl, interrupted", "Walk the line" ve " 3.10 to Yuma" gibi filmlerin yönetmeni olarak tanıdığımız James Mangold'un son filmi...

Tom Cruise ve Cameron Diaz'un neredeyse tek başlarına oynadıkları film, gizli bir ajan ile yanlış zamanda yanlış yerde olan genç bir kadının birlikte yaşamak zorunda kaldıkları renkli bir macerayı anlatıyor...

Yeni nesil Bond izleri taşıyan hikaye, tüm absürdlüğüne rağmen, iki yıldız oyuncusu ve yönetmenin başarısıyla ortalamanın üstünde bir seyirlik...


"Knight and day", romantik bir arka planda hızlı akan, eylenceli bir macera-komedi filmi olsa da, ağırlığı bulunmayan senaryo nedeniyle bunca serüven, film bittikten sonra aklınızdan uçuveriyor...



26 Haziran 2010 Cumartesi

Killers...

"Killers"...

Romantik komedi tarzındaki film, bir kiralık katilin, aşık olmasıyla değişen hayatını anlatıyor...

Ailesiyle birlikte tatile çıkan Jen adında genç bir kadınla tanışan Spencer, hayatını kiralık katil olarak sürdürmektedir... İşini sevmeyen Spencer, Jen'in dürüst ve sade kişiliğinden etkilenir ve işi bırakıp, onunla evlenir...

Bıraktığı mesleğini gizli tutan Sepencer, Jen ile bir süre sorunsuz bir evlilik yaşar... Ta ki eski patronu yeni bir iş için Spencer'ı arayana kadar...

Zaman zaman gülümseten senaryo, hızlı aksiyon sahnelerine rağmen, çoğu zaman tempoyu düşük tutuyor...

Ashton Kutcher ve Katharine Heigl'in oynadığı film, zaman geçirmek üzere, fazla beklentiye girmeden seyredilebilir...



Vince Neil...

"Tattoos and tequila", Motley Crue'nün vokalisti Vince Neil'in yeni cover albümü...

Neil'in üçüncü solo albümü olan çalışmada, rock dünyasının ünlü isimlerinin parçaları yer alırken, iki de yeni parça bulunuyor... Bunlardan biri albümle aynı adı taşıyan ilk liste parçası "Tattoos and tequila" ve "Another bad day"...





Neil'in coverladığı parçalar, ""He's a whore" (Cheap Trick), "AC DC" (Sweet), "Nobody's fault" (Aerosmith), "No feelings" (Sex pistols), "Long cool woman" (Hollies), "Another piece of meat" (Scorpions), "Who'll stop the rain" 'Creedence Clearwater Revival), "Viva Las Vegas (Elvis Presley), "The bitch is back" (Elton John) ve "Beer drinkers and hell raisers" (ZZ Top)...

Motley Crue soundundan farklı olarak Neil, genelde tüm cover albümlerinde olduğu gibi yaşamındaki özel parçaları dinleyicisine tanıtıyor...

Slaughter'dan Jeff Blando (gitar) ve Dana Strum (bas) ile işbirliği yapan Neil'in bu albümünde davulda Zoltan Chaney var...

Vince Neil'den yeni birşeyler dinlemek ve klasikleri hatırlamak veya tanışmak için iyi bir albüm...



23 Haziran 2010 Çarşamba

Rock klasikleri 38...

Lenny Kravitz -Are you gonna go my way (1993)

Are you gonna go my way
Believe
Come on and love me
Heaven help
Just be a woman
Is there any love in your heart
Black girl
My love
Sugar
Sister
Eleutheria







22 Haziran 2010 Salı

The A Team...

"The A Team"... Tv'den sinemaya geçiş yapan son dizi...

Dizi olarak zamanında pek seyretmediğim bu dörtlü aksiyon paketinin sinema versiyonu, dizinin hayranlarını hayal kırıklığına uğratmayacağa benziyor... Filmdeki aksiyon dozu sınırları zorlayan cinsten olsa da, hikaye o kadar sağlam değil...

Mizahın yine ön planda olduğu senaryoda A Takımı bu kez, başarılı görevlerden sonra üzerlerine atılan bir suçla mücadele ediyor... Takım, adlarını kötüye çıkaran bu suçtan kurtulmak ve gerçek sorumluları bulmak üzere kendi yöntemlerini kullanırken, hikayenin sonu serinin yeni filmlerini haber veriyor...

Liam Neeson, Bradley Cooper, Quinton Jackson, Sharlto Copley ve Jessica Biel'in rol aldığı film, macera-aksiyon türünden hoşlananlar için...





19 Haziran 2010 Cumartesi

The Last Station...

"The Last Station", Tolstoy'un romancı kimliğini arkasında bırakıp, aktivist olarak hayatını sürdürdüğü son dönemini anlatan bir drama...

Tolstoy'un gerçekleri aradığı ve maddi dünyadan uzak kalma öğretisini yaymaya çalıştığı yılları aktaran film, bu politik arka planda romancı ile eşinin iniş çıkışlı aşk hikayesini tüm canlılığıyla gözler önüne seriyor...

Filmde, Tolstoy'un, öğretisi adına farketmeden onu bir meta yapmaya çalışan arkadaşı ile girdiği macera, ailesini düşünmediği gerekçesiyle ona karşı gelen eşi ile yaptığı mücadele ve yaşlılıkla gelen sağlık sorunları sonucu tükenişine tanıklık ediyoruz...

Tolstoy'un hayatındaki bazı bilinmeyenleri de görme açısından ilgiç bir yapım olan film, yönetim, oyunculuk, senaryo ve sinematografi açısından etkileyici...

Micheal Hoffman'ın yönettiği filmde, Christopher Plummer, Helen Mirren, Paul Giamati ve James McAvoy oynuyor...



18 Haziran 2010 Cuma

Splice...

"Splice"...

İnsanoğlunun yaratıcı kimliği ile bencil ve meraklı doğasının ortaya çıkarabileceği uç sonuçlara ilişkin bilim-kurgu, gerilim türü bir film...

İki parlak bilimadamının, insan ile hayvanı birleştirerek bir canlı yaratma arzusunu hayata geçirme süreçlerini anlatan hikaye, üçlü arasındaki temel ilişkileri inceleyen bir yapıya sahip...

Dişi yaratığın biri erkek diğeri kadın bilimadımıyla kurduğu bağı konu eden senaryo, yaşama hakkı gibi sosyal bir tartışmayı da gündeme getiriyor...

Adrian Brody ve Sarah Polley'in oynadığı film, bildik konuya yeni bir unsur katamayan, gerilim dozu son dakikalara kadar alçak seyreden, sıradan bir seyirlik...






Rock klasikleri 37...

Blue Oyster Cult - Secret Treaties (1974)


Career of evil
Subhuman
Dominance and submission
ME 262
Cagey cretins
Harvester of eyes
Flaming telepaths
Astronomy








Blue Oyster Cult:

Eric Bloom vokal
Donald Roaser gitar
Joe Bouchard bas
Allen Lanier keybords
Albert Bouchard davul



Konu Başlıkları