30 Mart 2010 Salı

The Bounty Hunter...

Antipatik bulduğum iki oyuncu Jennifer Aniston ve Gerard Butler'ı aynı filmde izlemek ne kadar acı verici olsa da, ikisinin uyumunu gözlemlemek de bir o kadar ilginç...

Andy Tennant'ın yönettiği "The Bounty Hunter", ayrı bir çiftin yeniden aşık olmasını polisiye bir arka planda anlatan romantik komedi türü bir film...

Milo, suçluları yakalayarak hayatını kazanan bir ödül avcısıdır... Eski eşi Nicole ise bir gazeteci... Milo, bir gün bir sonraki işininin, mahkemesine bir türlü çıkamayan eski eşini yakalamak olduğunu öğrenir...
Ancak bu iş hiç de kolay olmayacaktır... Nicole, Milo'nun düşündüğünden daha zorlu çıkar.. Nicole'ün araştırma yaptığı cinayetle ilgili kötü adamlar da devreye girince, iş tamamlaması zor bir görev haline dönüşür... Eski karı koca, bu kovalamaca arasında tekrar aşkı bulur... Ne klişe ama...

Hikaye bildik... Senaryo sıradan... Oyuncular, dediğim gibi, bir uyum yakalanmış ama sempatik değiller... Filmde gülümseyebileceğiniz bir kaç sahne olsa da... Sevmedim...




Rock klasikleri 20...

Tesla- Mechanical Resonance (1986)

EZ come EZ go
Cumin' atcha live
Gettin' better
2 late 4 love
Rock me to the top
We're no good together
Modern day cowboy
Changes
Littli Suzi
Love me
Cover queen
Before my eyes
Tesla:

Jeff Keith vokal
Frank Hannon gitar
Tommy Skeoch gitar
Brian Wheat bas
Troy Lucketta davul





26 Mart 2010 Cuma

Unutulmaz sahneler 12...Network...

Hırs, yedi ölümcül günahtan biri...

Sidney Lumet'in 1976 yılı filmi "Network", medya etiği üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri...

Lumet, medyayı eleştirdiği filminde, reyting uğruna her yolu geçerli sayan medya çalışanlarını aklaki değerler bağlamında sorguluyor...

Reytingi düşen bir haber sunucunun, canlı yayında ihtihar edeceğini açıklamasıyla yeniden yükselişi, çalıştığı tv kanalının yöneticileri ve yapımcılar arasında mesleki ve aklaki bir tartışma başlatır... Bir yandan reyting , diğer yandan seyirciye olan sorumluluk, hırslı ve acımasız olanların hayatta kalabildiği medya sektöründe, denge kurulması en zor unsurlardan biridir...

İyi yazılmış senaryoda Faye Dunaway, William Holden, Robert Duwall ve Peter Finch'in etkileyici performansları, "Network"u izlenmesi şart filmler arasına sokuyor...





24 Mart 2010 Çarşamba

Repo men...

"Repo Men", gelecek bir zamandaki sağlık sistemine eleştirel gözle bakan, bilim-kurgu-gerilim türü bir film...

Miguel Sapochnik'in yönettiği bu yeniden yapımda, Jude Law ve Forest Whitaker oynuyor...

Bir sistem eleştirisi olan film, sağlıklı olabilmek için yapay organ kullanan insanların, organ parasını ödeyemediklerinde, organları geri almakla görevli iki arkadaşın hikayesini anlatıyor...

İçlerinden birinin bir iş kazası geçirip, yapay bir organ kullanmaya başlaması ve sonunda kaçak durumuna düşmesi, iki arkadaşı karşı karşıya getirir... Hikaye bundan sonra, içinde bir de aşk hikayesi barındırarak, kanlı bir kovalamacaya dönüşür...

Kanlı sahnelerin zaman zaman rahatsız edici olduğu filmde, bol da aksiyon var... Temponun yer yer düştüğü filmin son yirmi dakikası ise bütün filme değer nitelikte... Koridor sahnesi, hesaplaşma ve süpriz final, filmi son dakikada ilginç yapmayı başarıyor... ama iyi bir film olmasına yetmiyor...




22 Mart 2010 Pazartesi

She's out of my league...

"She's out of my league", görünüşün herşey olmadığını anlatan, romantik komedi tarzı bir film...

Kirk, sıradan genç bir erkektir... Günün birinde rüya kız Molly ile tanışır... Aşık olurlar... Dışarıdan bakınca inanması zor görünen bu ilişki, Kirk'in ailesi ve üç arkadaşının ön yargılarına rağmen, bir süre yolunda ilerler...

İlişkilerdeki mükemmelliyetçi arayış veya denklik diretmesi, bu birlikteliği de zora sokar... Filmin sonunda her ikisinin de bir wake up çağrısına ihtiyacı vardır...

İlişkilere daha çok erkeklerin gözünden bakan senaryo, son dönemdeki arsız, sorgulayan ve acımısız diyalog furyasına ayak uyduruyor... Tuvaletteki malum sahne ile "Hall and Oates" benzetmesi, filmin eylenceli bölümlerinden bir kaçı...

Tahmin edilebilir hikalesine rağmen, doğru castı ile sıcak olmayı başaran film, türün meraklıları için...





The final...

Yarattığınız canavarlar, bir gün sizi avlar...

"The final", lise katliamlarına başka bir boyut getiren hikayesiyle, süprizi olmayan, duragan ve klişe bir korku filmi...

Film, bir lisede acımasız popülerlerle, ırkı, fiziği ya da kişiliği nedeniyle ezilen azınlık arasında geçen hesaplaşmayı anlatıyor...

İhtikam ya da ders verme fikrinden yola çıkan beş genç, bir maskeli baloda kendilerine eziyet eden okul arkadaşlarını rehin alır...

Geri dönüşü olmayacak bu kanlı oyunda, işler kısa zamanda kontrolden çıkmaya başlar... Grup kendi içinde bölünme gösterirken, verilen dersler de vahşet boyutuna ulaşır...

Doğru ellerde ilginç bir film olabilecekken, yönetimi, senaryosu ve oyunculuğu ile oldukça sıradan bir korku seyirliği "The final"...

İnsanlara ön yargısız davranılması gerektiği gibi ahlaki bir misyonu olan senaryo, bir korku filmi için gereğinden fazla anlatıma boğulmuş...

Filmden, kimseyi küçük görmeme gerektiği fikrini çıkarsak da, bir yandan da "karşındakine iyi davran, onun da bir gün sırası gelebilir" gibi paranoyakça bir sonuç çıkabiliyor... Kötü davranılan kişilerin de, karşısındakilere işkence etme gibi doğal bir hakkı olabileceği fikrine kapılmak da mümkün... Oysa, sıradanlıklarını, iyi oldukları bir alana yöneltip, başarılı olabilirler, tıpki Marilyn Manson gibi... Biraz acımasız oldu galiba... :)







19 Mart 2010 Cuma

Airbourne...

Avustralya'nın son bir kaç yıldır rock müziğine kazandırdığı gruplardan biri Airbourne...

"No guts no glory", AC/DC'nin varisi sayılabilecek dörtlünün ikinci albümü...

Başarı grafiği oldukça yüksek olan albümde "Raise the flag", "Bottom of the well", "It ain't over till its over", "Chewin' the fat" ve " No way but the hard way" dikkate değer... Geri kalan parçalar da yabana atılır cinsten değil...

AC/DC varken, takipcisini niye dinleyelim gibi bir yanlışa düşmeyin... Grubun etkileri inkar edilemese de, Airbourne'un, kendi sounduyla kitlesini oluşturduğu kesin...

Airbourne:

Joel O'Keeffe vokal, gitar
David Roads gitar
Justin Street bas
Ryan O'Keeffe davul



18 Mart 2010 Perşembe

Rock klasikleri 19...

Black Sabbath - Technical Ecstasy (1976)


Back street kids
You won't change me
It's alright
Gypsy

All moving parts
Rock'n'roll doctor
She's gone
Dirty woman


Black Sabbath:

Ozzy Osbourne vokal
Tonny Iommi gitar
Geezer Butler bas
Bill Ward davul







17 Mart 2010 Çarşamba

Foreigner... Can't slow down...

Foreigner, 15 yıl aradan sonra yeni albümleri "Can't slow down" ile tekrar müzik piyasasında...

Yeni solistleri Kelly Hansen ile çıkardıkları ilk albümlerinde Foreigner, yıllardır bekleyen hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıyor... Hansen, güçlü sesi ve yorumuyla, grubun efsanevi vokalisti Lou Gramm kadar olmasa da, gruba yeni bir soluk getirmeyi başarıyor...

"Can't slow down", grubun "Agent provocateur"dan sonraki dönemde yaptığı en iyi çalışma... Foreigner'in köklerine geri döndüğü albümde, grubun klasik soundunu yakalamak mümkün...Yine de gruptan yeni bir "4" beklentisi içine girilmemeli...

Albümün ilk liste parçası "Can't slow down", "In pieces", "When it comes to love" ve "Too late" albümde öne çıkan parçalar... Double olan albümün ikinci cd'sinde ise grubun klasik parçaları yer alıyor...

Foreigner hayranları ve grubu yeni keşfedecek olanlar için iyi bir albüm...

Foreigner:

Mick Jones gitar
Kelly Hansen vokal
Thom Gilbel gitar
Jeff Pilson bas
Brian Tichy davul



Unutulmaz sahneler 11... This property is condemned...

Herkes için bazı filmler özeldir... "This property is condemned" de benim için tam da öyle bir film...

Sdyney Pollack'ın bu nedense biraz geri planda kalmış filmi, buhran döneminde ABD'nin küçük bir kasabasında geçen, sosyal içerekli bir hikayenin içindeki hüzünlü bir aşk öyküsünü anlatır...

Alva, küçük bir kasabaya sıkışmış, hayalleri büyük olan bir taşra kızıdır... Owen ise kasabanın can damarı olan tren yolunun artık kullanılmayacağını kasabalılara duyurmak için yollanan görevli... Bir yandan yok olmaya mahkum kasabanın durumu, diğer yanda kasabalının cephe aldığı hükümet görevlisinin Alva ile olan aşkı, bu mükemmel dramanın iki temel konusunu oluşturur... Alva ile Owen'in aşkları Alva'nın annesine rağmen yaşayabilecek midir...

Franciss Ford Coppola'nın da aralarında bulunduğu bir grup senaristin, Tennessee Willams'ın oyunundan uyarladıkları senaryo birinci sınıf... Robert Redford ile Natalie Wood'un uyumu ise görülmeğe değer... Filmin şarkısı "Wish me a rainbow" ise tam bir klasik... Mutlaka görülmeli...





16 Mart 2010 Salı

Scorpions... Sting in the tail...

Scorpions, 17. stüdyo albümleriyle bizlerle... "Sting in the tail"...

Genelde kara Avrupasından çıkan grupların müziklerini pek tercih etmediğimden, Almanya'nın bu ünlü grubunu da eskiden beri sevmem... Ağır aksanlı bir İngilizceye dayanamadığımdan olsa gerek... Bir de tabii soundlarındaki mekanikliğe...

"Sting in the tail"', bildik Scorpions tarzının dışına pek çıkmayan, orta karar rock parçlarıyla, bolca balladdan oluşuyor...

Sting in the tail, No limit ve Raised on rock, albümün en iyileri arasında... Yine de favori bir parçam yok...

Rock müziğin balladlardan oluştuğunu sanan ya da popüler rocktan hoşlanan veya grubun die hard hayranları için...

Scorpions dinlemek istiyorsanız, grubun Ulrich Roth'lu zamanlarda çıkardıkları 1975 yılı "In Trance" en iyisi...


Scorpions:

Klaus Meine vokal
Matthias Jabs gitar
Rudolph Schenker gitar
Pawel Maciwoda bas
James Kottak davul



15 Mart 2010 Pazartesi

Saraybosna...

Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna...

Başçarşı...





12 Mart 2010 Cuma

Green Zone...

Yönetmen Paul Greengrass ile Matt Damon'dan yeni bir işbirliği daha... "Green zone"...

Irak savaşını arka plan olarak kullanan "Green zone", istihbaratın savaştaki önemini gösteren bir senaryoya sahip...

Doğru istihbarata ulaşmadaki zorluklar ve iletişim kanallarının manipulasyonunun etkilerini anlatan film, iki ülke ve her iki ülke içindeki farklı birimlerin birbirilerine olan bakış açılarını çok yönlü gözlemlemek için ilginç bir deneyim... Bu bağlamda, ABD ile Irak'ın, Pentagon ile CIA'in, ya da Irak 'taki grupların birbirlerine yaklaşımlarına ve iç çatışmalarına tanık oluyoruz...

Temposu yer yer yüksek olsa da, karmaşık hikayesini bir türlü toparlayamayan film, hızlı seyreden ve net olmayan bir seyirliğe dönüşüyor...

Matt Damon hakkındaki düşüncelerimi daha önce yazmıştım... Steven Soderbergh ve Paul Greengrass'ın sabit oyuncusu olmayı başaran Damon'daki yeteneği ben bir türlü göremiyorum...





Rock klasikleri 18...

The Dogs D'amour - Errol Flynn (1989)

Drunk like me
Goddess from the gutter
Hurricane
Satellite kid
Errol Fylnn
Planetary pied piper
Pirncess valium
Dogs hair
Trail of tears
Ballad of Jack
The prettiest girl in the world
The girl behind the glass
Things seem to go wrong
Babay glass

The Dogs D'amour

Tyla vokal, gitar
Jo Almedia gitar
Steve James bas
Bam davul






11 Mart 2010 Perşembe

Brooklyn's finest...

"Brooklyn's Finest", "Training Day"in yönetmeni Antonie Fuqua'nın yeni polisiye-drama filmi...

Filmde türün bütün klişelerini bulmak mümkün... Emekliliğine bir hafta kalmış, beladan uzak durmaya çalışan, deneyimli ama yalnız bir polis, ailesine bakabilmek için yolsuzluğa bulaşmış, sistemin bir anlamda kötü olmaya zorladığı başka bir polis, bu polisin dürüst polis arkadaşı, gizli görevini bırakmak isteyen undercover bir polis, bu polisin duygusal bağ kurduğu aslında kötü adam olan uyuşturucu patronu... vs...

Tüm bu adamlarının yalnız ve karanlık hikayelerini sonunda bir şekilde birleştiren senaryo, durağanlığı ve uzunluğu bir yana, çok bildik hikayeleri, hiçbir yenilik katmadan seyirciye anlatıyor... Gerilim ya da kayda değer bir plot olmaksızın...

Oyunculuklar belki de filmin tek artısı... Ancak onlar bile bu monoton filmi, türün iyileri arasına sokamıyor... Filmin sonu ise hiç olmamış...

Richard Gere, Ethan Hawk, Don Cheadle, Wesles Snipes, Lili Taylor ve Ellen Barkin'in oynadığı film, oyuncu kadrosuna bakıp da beklentiye girenler için tam bir hayal kırıklığı...





9 Mart 2010 Salı

Descent Part 2...

"The Descent Part 2", birkaç yıl önce korku sinemasına yeni bir soluk getiren "The Descent"in devam filmi...

Flim, ilkinin bıraktığı yerden başlıyor... Korkunç bir macareya dönüşen geziden kurtulmayı başaran Sarah, hafızasına kaybetmiş bir şekilde, hastaneye yatırılır... Olayı çözmek isteyen bir grup arama kurtarma ekibi, hafızası yerine gelmesi için Sarah'ı da yanlarına alarak, şüpheli bölgede inceleme yapmaya başlar... Mağarayı bulmalarıyla, kabus geri döner... Sarah hatırlar, ancak geri dönmek için artık çok geçtir...

İlkinden farklı olarak bu kez grup, Sarah'ın da yardımıyla daha az savunmasızdır... Mücadele edilir, taktikler kullanılır, ama karşılaşmalar daha kanlıdır...

"The Descent Part 2"da seyirciyi iki de süpriz bekliyor... Senaryosu ilki kadar sağlam olmayan, klişe korku yöntemlerine sarılan bu devam film, buna rağmen seyircinin ilgisini yakalayabiliyor ve birkaç kez de yerinden zıplatıyor...

Filmin sonu, serinin devamının yapılacağı izlenimi verirken, bu kez yaratıklar hakkında daha fazla bilgiye sahip olabileceğimiz bir hikaye olmasını diliyoruz... "The Descent Part 2", devam filmi olarak ortalamanın üzerinde...





8 Mart 2010 Pazartesi

Alice in wonderland...

Tim Burton'un görsel dehasının ön plana çıktığı "Alice in wonderland", ünlü masalın sinema versiyonu...

Alice adlı bir kızın, çocukluğunda başlayıp, genç kızlığında tamamlayabildiği, sihirli bir dünyaya yaptığı sıradışı yolculuk üzerine kurulu hikaye, hayalleri takip etmenin önemini anlatıyor...

Yönetmenin aşina olduğumuz tarzını yansıtan film, içinde bir Burton filminde olması gereken unsurları taşısa da, seyirciye tam bir memnuniyet sağlayamıyor...

Gerçek dünyada geçen bölümleri tam bir hayal kırıklığı... Sihirli dünyadaki yolculuk ise aksine görsel bir şölen... Ama bu seyirciyi yer yer yoran göz alıcı görsellik bile, filmi kurtarmaya yetmiyor... Filmdeki tüm hayal gücünü zorlayan sahnelere rağmen, diyalog ve anlatımdaki karmaşa, hikayeyi sadelikten uzaklaştırıyor...

Hikayeye uygun olarak absürd oyunculukların sergilendiği filmde, pek çok ünlü isim yer alıyor...

Çocukken sevemediğim masallardan olan "Alice in wonderland", bu yeni versiyonuyla da beğenimi kazanamadı...

Ünlü yönetmenin en iyileri arasına giremeyen film, yönetmenin takipçileri için...





7 Mart 2010 Pazar

Rock klasikleri 17...

Iron Maiden - Iron Maiden (1980)

Prowler
Remember Tomorrow
Runnig Free
Phantom of the Opera

Trensylvania
Strange World
Sanctuary
Charlotte the Harlot
Iron Maiden


Iron Maiden

Paul Di'Anno vokal
Steve Harris bas
Dave Murray gitar
Dennis Stratton gitar...
Clive Burr davul






Aynı yıl gruptan ayrılan Stratton'un yerine Adrian Smith getirildi...



Konu Başlıkları