Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ağustos 2010 Salı

Tatil...

Bu yıl yaz tatilini ağustos ayının ortasına bıraktığımız için bir yandan gerginlik, diğer yandan heyecan.... karmaşık duygular içindeyiz...

Ada günler öncesinden hepimiz için bavulları hazırlamaya başladı.... Küçük çaplı bir taşınma sanki... Herbişey valizlerde... Yanıma her zaman bir kaç parça kıyafet aldığımdan, benim işim kolay.... Ana kız işin içinden çıkmakta zorlanıyor... Ya da zorlanmıyor, zira herşeylerini yanlarına almak istiyorlar…

Akşam geç olmadan yatıyorum. Sabah erken yola çıkacağız... Ne de olsa onlar arka koltukta uyuyacaklarından, ben bari biraz dinleneyim...


Sabah gözümü açtığımda Sibel, Ada'nın kafasına göre hazırladıklarını düzenliyordu... İş bittiğinde, kapının önü görülmeğe değerdi...

İki büyük valiz, kızın çek çeki, deniz çantası, kızın dvd playeri ve otuz kadar filmin olduğu çanta, oyuncak çantası, ayakkabı çantası, yiyecek çantası, iki laptop ve yastık ile pike...

Çantaları arabaya yerleştirmek için bir kaç sefer yapıyorum... Bu arada kız uyanıyor... Gitmek için hazırız...

Benzin aldıktan sonra, Antalya'ya doğru yola çıkıyoruz...

Sibel ve Ada her zaman olduğu gibi kısa zaman sonra uykuya dalıyor... Uzun yol sürücüsü için yanında muavin görevi yapan, müzikleri değiştiren, ağzının boş kalmamasını sağlayan ya da sohbet eden birinin olmaması gerçekten hoş değil... Neyse ki, Afyon'a kadar olan yolu seviyorum...

Afyon'da konakladığımız tek adrese, İkbal'e gidiyoruz... Sucuk ve kaymaklı ekmek kadayıfı yedikten sonra, birşeyler bulabiliriz umuduyla mağazalara dalıyoruz... Sibel bir şort beğeniyor... Fiyatını öğrenince, morali bozuluyor... Mağazalardan hızla uzaklaşıyoruz...

Çok sıcak... İkbal'de insanlar serinlesin diye ince plastik borulardan su püskürtüyorlar... Bir aile, kedilerini havaya kaldırmış, su damlacıklarıyla kediyi serinletmeye çalışıyor... Bizim kedimiz yok ama Ada var... Ben de kızımı kaldırıp, su ile serinlemesini sağlıyorum... Bir daha... Bir daha... İş uzayınca küsüyoruz birbirimize...

Yolun ikinci kısmına başlıyoruz... Sıkıcı olanına...

Bu defa yolda bize Tarkan, Sertab ve Işın eşlik ediyor... Şarkılara bazen yüksek sesle ve abartılı bir tonla katılıyorum... Arkadakiler değil ama ben eğleniyorum...

Ve radarlar... Dört, beş tane görüyoruz... Radarı fark eder etmez, insanın hemen hız kesmesi ve polis aracının önünden geçerken suratına salak bir sırıtma kondurması tuhaf… Ben kötü birşey yapmadım der gibi...

Geneşde klimayı açmam… ama sıcak dayanılacak gibi değil… İki seviyesinde açıyorum… sonunu bile bile…

Ve Antalya’dayız… Lara’ya. ablamlara giderken her seferinde önce bir kaybolurum…bu kez de farklı olmadı…

Neyse kısa sürede doğru yolu bulup, eve varıyoruz… Asansörden çıkınca…süprizzzzzzzzzz… babamlar da orada… Bir hafta sonra d,ğer ablam da geşecek…yine bir aile birleşmesi yapacağız… Yaş ileriedikçe böyle şeylerin kıymeti daha bir başka oluyor…

Necoların evinin en keyifli yanları, bir, falezlerin üstünde, onuncu kattan seyretmekten bıkmayacağınız deniz manzarası, iki, dur durak bilmeden yemek… Evde en çok duyulan cümle de doğal olarak, şimdi ne yiyoruz… Bu durumda, tatilde zayıflarım hayalleri olanların ümitleri suya düşüyor ister istemez…

Biraz sohbetin ardından, kestireyim diyorum… Her yer klima… Dalıyorum uykuya… Donarak uyanıyorum… Arabada başlayan klima çarpması denen şey, evde artarak sürüyor ve hastalanıyorum… Boğaz şişmesi, mide bozulması (bu belki de yemektendir) ve kırgınlık… Tatilimizin ilk gününde olacak iş mi…

Esas tatilimizi yapmak üzere aile saadetine bir hafta ara vereceğiz… Yarın öğlen yeniden yola koyulup, Tekirova’ya geçeceğiz… Geçen yıl butik otel formatının fos çıkmasından sonra, bu kez birinci sınıf bir tatil köyü seçeneği bakalım nasıl olacak… Merakla bekliyorum...

17 Haziran 2010 Perşembe

Oslo...

Oslo...

Havanın yılın bu zamanında kararmadığı bu kent, İskandinav başkentleri arasında en sevdiğim oldu... Ve en çok eylendiğim...


Buraya mecburiyet caddesi deniyor... Kentin en önemli ve canlı bölgelerinden biri...

Fiyorkları görmek üzere yelkenli turu alıyoruz... Ama bizim görmeği umduğumuz buzullara ulaşmak için iki saat uçmamız gerektiği söyleniyor...


Opera binası...


Nobel Barış Ödül Töreninin yapıldığı bina...


Saray...


Parlamento...



Gene Simmons... KİSS turne için Oslo'da. Grubu, otelden çıkarken yakalıyoruz...

13 Mayıs 2010 Perşembe

Kiev...

Ukrayna'nın başkenti Kiev'den bir kaç kare...






15 Mart 2010 Pazartesi

Saraybosna...

Bosna Hersek'in başkenti Saraybosna...

Başçarşı...





3 Mart 2010 Çarşamba

Varşova...

Polonya'nın başkenti Varşova'dayız...



Kent merkezi...


Hava çok soğuk... Kendi başımıza DOLAŞMAYA başlıyoruz... Olmuyor... Bir taksi tutuyor, kenti geziyoruz...






Anılar sokaklarda...

Piyanist filminin çekildiği doğal set...

6 Kasım 2009 Cuma

Kuala Lumpur...

D-8 toplantısı için Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'dayız...

İstanbul'dan 10 saatik bir uçuş sonrası, Türkiye'de uyku vaktinizin geldiği bir zamanda iniveriyorsunuz bu sıcak kente... Havalalanı ile merkez arası kırkbeş dakika sürüyor...

Uzaktan Petronas ve Kuala Lumpur Kulelerini görebiliyorsunuz...



Sıcak, nem çok fazla... Öğleden sonraları yağmurlu... Islanmak bile serinletmiyor...


Oteller çok güzel ve hesaplı... Merkez yürüyüşe elverişli... Alışveriş merkezleri heryerde... Yemek ise biraz sorun... Her yer kavuçuk yağı kokuyor... Bildik markaların restaurantlarında yiyebiliyorsunuz sadece ya da oteller...

Chinatown, en turistik yerlerden biri...



Kuala Lumpur meydanı... Bağımsızlıklarını İngilizlerden aldıkları yer...

Gece hayatı oldukça hareketli... Petronas manzarası Traidors Oteli'nin barından...

Petronas gece ayrı etkileyici...


20 Ekim 2009 Salı

Tiran...

Bir ziyaret için Arnavutluk'un başkenti Tiran'dayız... Koşturmaktan, orda burda bir iki kez denklanşöre basabiliyorum...

Tüm yollar Tiran meydanına çıkıyor... İskender Bey heykeli, Ethem Bey Cami, saat kulesi, opera binası... hepsi burada... Hava devamlı değişiyor... Resimlerden anlayacağınız gibi...


Heykel, cami ve saat kulesini aynı karede görüyorsunuz... Bir taşla üç kuş...

Cami kapısı üzerindeki hoş minyatür...



Block diye bir bölge var... Şehrin yoksul ve sıkıcı görüntüsünden uzak bir yer... Her taraf kafe... Canlı ve sevimli... Akşam keşfettiğimizden resim yok...

Kaldığımız yer "Brilant Antik"... Butik bir otel... Dış görünüşüne aldanmayın... İçi ve odalar harika... Servis de bir o kadar iyi...

























Yolunuz düşerse, meydana çok yakın olan oteli tavsiye ederim...



4 Ekim 2009 Pazar

Bruges...

Bir haftadır Brüksel'deyim... Daha önce pek çok kez gittiğim Belçika'da, Bruges'ü gezme fırsatı bulamadım bugüne kadar... Arkadaşlarımın tavsiyeleri, ''In Bruges''ü çok sevmemle birleşince, bu kez hep bir sonraki Brüksel seyahatinde giderim diye ertelediğim Bruges ziyaretini yapmaya karar veriyorum...

AB Komisyonu sağolsun... bir seminer için gönderdiği Brüksel daveti, Bruges'ü görmem için aradığım fırsatı oluşturuyor...

Kahvaltı ettikten sonra yatağa geri dönme hissi uyandıran bu kasvetli Avrupa başkentinde dört gün boyu seminerlere katıldıktan sonra, yola çıkmak için harekete geçiyorum...

Sabah erken otelimin yakınındaki tren istasyonundan gidiş-dönüş 25 Euro'ya biletimi alıp, garda beklemeye başlıyorum...

Bu arada, peronda bir kaç kişi beklenen trenin Bruges'e gidip gitmediğini soruyor, ben de daha önce çok kez gitmiş bir edayla onları yanıtlıyorum... İnsanların sormak için beni seçmeleri ilginç... Ya güven veren bir tipim var, ya ne yaptığını biliyor gözüküyorum (bilmiş değil umarım) ya da fazla Belçikalı duruyorum...

İki katlı trenin alt katında, boş bir koltuğa kuruluveriyorum... Müzik dinleyip, etrafı seyrederek zaman geçiriyorum...Bir saatin sonunda durduğumuz istasyonun Bruges olup olmadığına bakarken, birden o levhayı görüyorum...


Tren istasyonundan bir harita alıp, Bruges'ü keşfe başlıyorum... Bruges ile tanışmak heyecanlandırıyor...

Önce ''Our Lady Church''...

























Gezmeye ve resim çekmeye devam ediyorum...


UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Şehirler listesinde yer alan Bruges'da Orta Çağ mimarisine hayran kalmamak mümkün değil..

Market Square... Kentin merkezi... Turistlerin buluşma noktası...


Ve Belfry klisesi.... Tanıdık geliyor mu...


Yol ve gezi acıktırıyor... Patates kızartması ve Coke ile birlikte klisenin altındaki banklarda oturuyor, meydanı ve meydandakileri izliyorum... ''In Bruges'' hakkında bir kaç kişiyle konuşuyorum... Filmden haberdar olmamaları ya da seyretmemiş olmaları hayal kırıklığı yaratıyor... İlgimi tekrardan meydana çeviriyorum, filmden kareleri hatırlayarak...

Bruges, masal kenti gibi... Kanallarla dolu kenti, botla geziyoruz...



Bruges'den manzaralar...













Brug Square... Turist akınına uğrayan bir başka meydan...













Daha çok Bruges....


Gez gez bitmiyor... Düşündüğümden çok daha büyük... Bir torba dolusu Belçika çukulatası elimde, hem yiyor, hem geziyorum... Keyfime diyecek yok...














Tarih ve doğa... Nefes kesiyor...


















Bruges kesinlikle Brüksel'e bakış açımı değiştiriyor...

Yorucu ve keyifli bir turun ardından, bu güzel kenti bırakıp, tekrardan Brüksel'e doğru yola çıkıyorum... Yanımda harika anılarla...

Konu Başlıkları