7 Nisan 2010 Çarşamba

Royal Hunt... X...

Royal Hunt, onuncu stüdyo albümleri "X" ile rock dünyasına geri döndü...

Progressive metalin Danimarkalı temsilcisi, yeni albümleriyle klasik sounduna yakın bir çizgi izlerken, Malmsteen'in ile yaptığı çalışmalardan tanıdığımız yeni vokalistleri Mark Boals ile de bir anlamda kendini yenilemiş...

Tüm parçalar grubun kurucusu Andre Andersen tarafından yazılmış...Dinledikçe daha çok sevilen albümlerden olan "X" de, "End of the line", "King for a day", Blood red stars" ve "Falling down" hemen fark ediliyor... "Army of slaves" ve "The well" gibi parçalarda ise grubun soundu ilginç biçimde Whitesnake (ish)...

Grubun hayranlarını memnun edecek olan albüm, türü seven ve Royal Hunt'ı bilmeyenler için ise iyi bir başlangıç olabilir...

Royal Hunt:

Mark Boals vokal
Andre Anderson keyboard, gitar
Marcus Jidell gitar
Andreas Passmark bas
Allan Sorensen davul



6 Nisan 2010 Salı

Clash of the titans...

"Sadece mitoloji severler için" yazıp, bırakacaktım ama bunun bile seyirciye haksızlık olacağını düşündüm... Konuya ilginiz varsa ve okumadıysanız, Homeros'dan İlyada ve Odyssea'ya göz atın, çok daha yararlı ve bir o kadar eylenceli...

Louis Leterrier'in yönettiği film, Zeus'un yarı tanrı oğlu Perseus üzerine kurulu fantastik-macera türü bir seyirlik...

İnsanoğlunun kaderinin kendi ellerinde olduğu fikrinden yola çıkan hikaye, inançlarını yitiren insanlarla, dualarını esirgeyen ölümlülerden intikam almak isteyen tanrıların mücadelesini anlatıyor...

Perseus, ailesi yerine koyduğu insanların yer altı tanrısı Hades tarafından öldürülmesinin ardından, kendini tanrılara ihtiyacı olmadıklarına inananların yaşadığı Argos kentinde bulur... Zeus'u kandırarak, kenti lanetleyen Hades'e karşı küçük bir grup ile savaş açan Perseus, hedefine ulaşmak için pek çok tehlikeli sınavdan geçer... Kardeşinin ihanetine uğrayan Zeus ise hatasına farkına varır ve oğluna fark ettirmeden küçük yardımlar yapmaya başlar... Ama kenti yok edecek Hades'in korkunç yaratığı Kraken'i durdurmak hiç de kolay olmayacaktır...

Yeniden çekim olan bu filmde, son dönemin bütün büyük bütçeli filmlerinde görmeye alıştığımız Sam Worthington oynuyor... Adam action hero olarak iyi ama, oyunculuk yeteneğini göstereceği bir yapımda izleyemedik daha...

Ralph Fiennes ise Hades rolünde ürkütücü... ama sürekli fantastik filmlerde boy göstermekten vazgeçmeli...

Üç boyutlu olmasına rağmen film, gerek yönetim, gerek oyunculuk, gerekse kurgu anlamında seyirciyi tatmin edemiyor... Zengin görsel efektler bile filmi kurtaramıyor... Hikaye anlatımındaki zayıflık, senaryonun iyi kaleme alınmamış olması ve bazı özel efektlerin pek de özel olmaması, filmi büyük bütçesine rağmen ucuz gösteriyor...






Rock klasikleri 23...

Faster Pussycat - Wake me when it's over (1989)

Where there's a whip, there's a way
Little dove
Poison ivy
House of pain
Gonna walk
Pulling weeds
Slip of the tounge
Cryin' shame
Tattoo
Ain't no way around it
Arizona Indian doll
Please dear





Faster Pussycat:

Taime Downe vokal
Greg Steele gitar
Brent Muscat gitar
Eric Stacy bas
Mark Michals davul


5 Nisan 2010 Pazartesi

Unutulmaz sahneler 14...

Sydney Lumet'in 1975 yılı filmi "Dog day afternoon", Al Pacino ve John Cazale'nin yıldızlaştığı suç-drama türünde bir klasik...

Gerçek bir olaydan esinlenen hikaye, bir banka soygunu sırasında soyguncuların peşini bırakmayan aksilikler sonunda, olayın boyut değiştirerek, ülke gündemine oturmasıyla gelişen olayları konu ediyor...

Dönemin toplumsal sorunlarını farklı bakış açısıyla anlatan film, Vietnam savaşı sonrası hayalkırıklığı, eşcinsellik, aile, medya ve suç kavramlarını, mizahın da yardımıyla iyi bir senaryoda buluşturmayı başarıyor...

Süpriz plotu ve sarsıcı sonu ile film, herşeyin bir anda tüketildiği toplumlardaki sıradanlığı çarpıcı bir biçimde aktarıyor...





Rock klasikleri 22...

Guns N' Roses - Appatite for destruction (1987)

Guns N' Roses... Led Zeppelin'den sonra Rock tarihinde fenomen olmayı başarabilmiş ikinci grup...

Neyse ki, gurubun dünyayı salladığı yılları yakalayabildim... Onları ilk kez 1987'de Londra'da iken, gecenin bir yarısı bir rock radyo istasyonunda keşfettim... Çıkış parçaları "Welcome to the jungle"ı dinlediğimde, acayip heyecanlanmıştım... Gerisi tarih zaten... Albüm bir anda klasik oluverdi... Grup ise olay...

Türkiye'ye döner dönmez, ben de "Meridyen"de albüme sık sık yer vermiş, hatta bir ara abartıp, her programda bir parça çalmayı adet edinmiştim... İnsanların futboldaki fanatikliği, ben de G'N'R olarak ortaya çıkmıştı... Ne yıllardı ama...

Bir sonraki yıl grubun Donnington Monsters of Rock'da çıkacağını öğrenince, tekrar düştük yollara... Iron Maiden'ın headliner olduğu listede G'N'R ikinci sırada çıkmış, ortalığı kasıp kavurmuştu... Setleri sırasında yaşanan üzücü olay nedeniyle, festival bir yıl ara vermek zorunda kalmıştı...

Izzy ayrılınca üzülmüştüm... Grubun dağılması ise müzik dünyasında o dönem olabilecek en korkunç gelişmeydi... Nasıl olur da, kariyerlerinin en tepesindeyken, iç çekişmeler ve müzikal farklılıklar yüzünden grup elemanları ayrılmaya karar verirdi... Ne büyük hata...

Rock klasikleri bölümünde aslında metin yazmam ama, grup G'N'R olunca, bir iki cümle etmeden olmaz diye düşündüm...






Welcome to the jungle
It's so easy
Night train
Out ta get me
Mr. Brownstone
Paradise city
My Michelle
Think about you
Sweet child o'mine
You're crezy
Anything goes
Rocket queen

Guns 'N' Roses

Axl Rose vokal
Slash gitar
Izzy Stradlin gitar
Duff McKagan bas
Steven Adler davul







4 Nisan 2010 Pazar

Unutulmaz sahneler 13...

John Huston'un son dönem filmlerinden "Prizzi's Honor", iki kiralık katilin aşk ve iş arasında yaptıkları seçimle ilgili kara komedi türü bir film... Bir anlamda "Mr. Mrs Smith'in iyi ve ciddi versiyonu... Mukayese kabul etmez...

Ünlü bir mafya ailesi için çalışan kiralık bir katilin, aşık olduğu kadının da aynı işi yapıyor olmasını öğrenmesi, ilginç bir beraberliği başlatır... Ancak bu tehlikeli ilişki, içlerinden birinin aileye ihanet etmesiyle bozulur... İkili, aşkları ve işleri arasında ölümcül bir seçim yapmak zorunda kalır...

Jack Nickholson, Kathleen Turner ve Anjelica Huston'un etkileyici performansları, dönemine göre sıra dışı hikayesi ve kurgusuyla, "Prizzi's Honor", keyifle izlenecek bir seyirlik...

...SPOİLER....

Filmin final sahnesi... İzlememiş olanlar seyretmesin...



Rock klasikleri 21...

Enuff Z'nuff - Strenght (1991)

Heaven or hell
Missing you
Strenght
In crowd
Holly wood ya
The world is a gutter
Goodbye
Long way to go
Mother's eyes
Baby loves you
Blue island
The way home/coming home
Something for free
Time to let you go




Enuff Z'nuff:

Donnie Vie vokal, gitar, keyboard
Chip Z'nuff bas, gitar, vokal
Derek Frigo gitar
Vikki Fox davul



1 Nisan 2010 Perşembe

Güne uygun film...

"April fool's day"...

Fred Walton'un yönettiği 1986 yılı yapımı film, 1 Nisan ruhuna uygun, seksenlerin gençlik-gerilim türünde çekilen eylenceli bir seyirlik...

Haftasonunu birlikte geçirmeye karar veren bir grup genç, kısa süre içinde kaldıkları evde yalnız olmadıklarını anlar... Bir yandan katil ya da katillere karşı mücadele veren gençler, aynı zamanda sırlarıyla da yüzleşmek zorunda kalır...

Sonuna kadar seyirciyi merak içinde bırakmayı başarabilen filmi, türün meraklıları izlemeli.. Hikaye klişe olsa da, kurgusu ve süprizleriyle dönemine göre iyi bir korku filmi...



30 Mart 2010 Salı

The Bounty Hunter...

Antipatik bulduğum iki oyuncu Jennifer Aniston ve Gerard Butler'ı aynı filmde izlemek ne kadar acı verici olsa da, ikisinin uyumunu gözlemlemek de bir o kadar ilginç...

Andy Tennant'ın yönettiği "The Bounty Hunter", ayrı bir çiftin yeniden aşık olmasını polisiye bir arka planda anlatan romantik komedi türü bir film...

Milo, suçluları yakalayarak hayatını kazanan bir ödül avcısıdır... Eski eşi Nicole ise bir gazeteci... Milo, bir gün bir sonraki işininin, mahkemesine bir türlü çıkamayan eski eşini yakalamak olduğunu öğrenir...
Ancak bu iş hiç de kolay olmayacaktır... Nicole, Milo'nun düşündüğünden daha zorlu çıkar.. Nicole'ün araştırma yaptığı cinayetle ilgili kötü adamlar da devreye girince, iş tamamlaması zor bir görev haline dönüşür... Eski karı koca, bu kovalamaca arasında tekrar aşkı bulur... Ne klişe ama...

Hikaye bildik... Senaryo sıradan... Oyuncular, dediğim gibi, bir uyum yakalanmış ama sempatik değiller... Filmde gülümseyebileceğiniz bir kaç sahne olsa da... Sevmedim...




Rock klasikleri 20...

Tesla- Mechanical Resonance (1986)

EZ come EZ go
Cumin' atcha live
Gettin' better
2 late 4 love
Rock me to the top
We're no good together
Modern day cowboy
Changes
Littli Suzi
Love me
Cover queen
Before my eyes
Tesla:

Jeff Keith vokal
Frank Hannon gitar
Tommy Skeoch gitar
Brian Wheat bas
Troy Lucketta davul





26 Mart 2010 Cuma

Unutulmaz sahneler 12...Network...

Hırs, yedi ölümcül günahtan biri...

Sidney Lumet'in 1976 yılı filmi "Network", medya etiği üzerine yapılmış en iyi filmlerden biri...

Lumet, medyayı eleştirdiği filminde, reyting uğruna her yolu geçerli sayan medya çalışanlarını aklaki değerler bağlamında sorguluyor...

Reytingi düşen bir haber sunucunun, canlı yayında ihtihar edeceğini açıklamasıyla yeniden yükselişi, çalıştığı tv kanalının yöneticileri ve yapımcılar arasında mesleki ve aklaki bir tartışma başlatır... Bir yandan reyting , diğer yandan seyirciye olan sorumluluk, hırslı ve acımasız olanların hayatta kalabildiği medya sektöründe, denge kurulması en zor unsurlardan biridir...

İyi yazılmış senaryoda Faye Dunaway, William Holden, Robert Duwall ve Peter Finch'in etkileyici performansları, "Network"u izlenmesi şart filmler arasına sokuyor...





24 Mart 2010 Çarşamba

Repo men...

"Repo Men", gelecek bir zamandaki sağlık sistemine eleştirel gözle bakan, bilim-kurgu-gerilim türü bir film...

Miguel Sapochnik'in yönettiği bu yeniden yapımda, Jude Law ve Forest Whitaker oynuyor...

Bir sistem eleştirisi olan film, sağlıklı olabilmek için yapay organ kullanan insanların, organ parasını ödeyemediklerinde, organları geri almakla görevli iki arkadaşın hikayesini anlatıyor...

İçlerinden birinin bir iş kazası geçirip, yapay bir organ kullanmaya başlaması ve sonunda kaçak durumuna düşmesi, iki arkadaşı karşı karşıya getirir... Hikaye bundan sonra, içinde bir de aşk hikayesi barındırarak, kanlı bir kovalamacaya dönüşür...

Kanlı sahnelerin zaman zaman rahatsız edici olduğu filmde, bol da aksiyon var... Temponun yer yer düştüğü filmin son yirmi dakikası ise bütün filme değer nitelikte... Koridor sahnesi, hesaplaşma ve süpriz final, filmi son dakikada ilginç yapmayı başarıyor... ama iyi bir film olmasına yetmiyor...




22 Mart 2010 Pazartesi

She's out of my league...

"She's out of my league", görünüşün herşey olmadığını anlatan, romantik komedi tarzı bir film...

Kirk, sıradan genç bir erkektir... Günün birinde rüya kız Molly ile tanışır... Aşık olurlar... Dışarıdan bakınca inanması zor görünen bu ilişki, Kirk'in ailesi ve üç arkadaşının ön yargılarına rağmen, bir süre yolunda ilerler...

İlişkilerdeki mükemmelliyetçi arayış veya denklik diretmesi, bu birlikteliği de zora sokar... Filmin sonunda her ikisinin de bir wake up çağrısına ihtiyacı vardır...

İlişkilere daha çok erkeklerin gözünden bakan senaryo, son dönemdeki arsız, sorgulayan ve acımısız diyalog furyasına ayak uyduruyor... Tuvaletteki malum sahne ile "Hall and Oates" benzetmesi, filmin eylenceli bölümlerinden bir kaçı...

Tahmin edilebilir hikalesine rağmen, doğru castı ile sıcak olmayı başaran film, türün meraklıları için...





The final...

Yarattığınız canavarlar, bir gün sizi avlar...

"The final", lise katliamlarına başka bir boyut getiren hikayesiyle, süprizi olmayan, duragan ve klişe bir korku filmi...

Film, bir lisede acımasız popülerlerle, ırkı, fiziği ya da kişiliği nedeniyle ezilen azınlık arasında geçen hesaplaşmayı anlatıyor...

İhtikam ya da ders verme fikrinden yola çıkan beş genç, bir maskeli baloda kendilerine eziyet eden okul arkadaşlarını rehin alır...

Geri dönüşü olmayacak bu kanlı oyunda, işler kısa zamanda kontrolden çıkmaya başlar... Grup kendi içinde bölünme gösterirken, verilen dersler de vahşet boyutuna ulaşır...

Doğru ellerde ilginç bir film olabilecekken, yönetimi, senaryosu ve oyunculuğu ile oldukça sıradan bir korku seyirliği "The final"...

İnsanlara ön yargısız davranılması gerektiği gibi ahlaki bir misyonu olan senaryo, bir korku filmi için gereğinden fazla anlatıma boğulmuş...

Filmden, kimseyi küçük görmeme gerektiği fikrini çıkarsak da, bir yandan da "karşındakine iyi davran, onun da bir gün sırası gelebilir" gibi paranoyakça bir sonuç çıkabiliyor... Kötü davranılan kişilerin de, karşısındakilere işkence etme gibi doğal bir hakkı olabileceği fikrine kapılmak da mümkün... Oysa, sıradanlıklarını, iyi oldukları bir alana yöneltip, başarılı olabilirler, tıpki Marilyn Manson gibi... Biraz acımasız oldu galiba... :)







19 Mart 2010 Cuma

Airbourne...

Avustralya'nın son bir kaç yıldır rock müziğine kazandırdığı gruplardan biri Airbourne...

"No guts no glory", AC/DC'nin varisi sayılabilecek dörtlünün ikinci albümü...

Başarı grafiği oldukça yüksek olan albümde "Raise the flag", "Bottom of the well", "It ain't over till its over", "Chewin' the fat" ve " No way but the hard way" dikkate değer... Geri kalan parçalar da yabana atılır cinsten değil...

AC/DC varken, takipcisini niye dinleyelim gibi bir yanlışa düşmeyin... Grubun etkileri inkar edilemese de, Airbourne'un, kendi sounduyla kitlesini oluşturduğu kesin...

Airbourne:

Joel O'Keeffe vokal, gitar
David Roads gitar
Justin Street bas
Ryan O'Keeffe davul



18 Mart 2010 Perşembe

Rock klasikleri 19...

Black Sabbath - Technical Ecstasy (1976)


Back street kids
You won't change me
It's alright
Gypsy

All moving parts
Rock'n'roll doctor
She's gone
Dirty woman


Black Sabbath:

Ozzy Osbourne vokal
Tonny Iommi gitar
Geezer Butler bas
Bill Ward davul







17 Mart 2010 Çarşamba

Foreigner... Can't slow down...

Foreigner, 15 yıl aradan sonra yeni albümleri "Can't slow down" ile tekrar müzik piyasasında...

Yeni solistleri Kelly Hansen ile çıkardıkları ilk albümlerinde Foreigner, yıllardır bekleyen hayranlarını hayal kırıklığına uğratmıyor... Hansen, güçlü sesi ve yorumuyla, grubun efsanevi vokalisti Lou Gramm kadar olmasa da, gruba yeni bir soluk getirmeyi başarıyor...

"Can't slow down", grubun "Agent provocateur"dan sonraki dönemde yaptığı en iyi çalışma... Foreigner'in köklerine geri döndüğü albümde, grubun klasik soundunu yakalamak mümkün...Yine de gruptan yeni bir "4" beklentisi içine girilmemeli...

Albümün ilk liste parçası "Can't slow down", "In pieces", "When it comes to love" ve "Too late" albümde öne çıkan parçalar... Double olan albümün ikinci cd'sinde ise grubun klasik parçaları yer alıyor...

Foreigner hayranları ve grubu yeni keşfedecek olanlar için iyi bir albüm...

Foreigner:

Mick Jones gitar
Kelly Hansen vokal
Thom Gilbel gitar
Jeff Pilson bas
Brian Tichy davul



Unutulmaz sahneler 11... This property is condemned...

Herkes için bazı filmler özeldir... "This property is condemned" de benim için tam da öyle bir film...

Sdyney Pollack'ın bu nedense biraz geri planda kalmış filmi, buhran döneminde ABD'nin küçük bir kasabasında geçen, sosyal içerekli bir hikayenin içindeki hüzünlü bir aşk öyküsünü anlatır...

Alva, küçük bir kasabaya sıkışmış, hayalleri büyük olan bir taşra kızıdır... Owen ise kasabanın can damarı olan tren yolunun artık kullanılmayacağını kasabalılara duyurmak için yollanan görevli... Bir yandan yok olmaya mahkum kasabanın durumu, diğer yanda kasabalının cephe aldığı hükümet görevlisinin Alva ile olan aşkı, bu mükemmel dramanın iki temel konusunu oluşturur... Alva ile Owen'in aşkları Alva'nın annesine rağmen yaşayabilecek midir...

Franciss Ford Coppola'nın da aralarında bulunduğu bir grup senaristin, Tennessee Willams'ın oyunundan uyarladıkları senaryo birinci sınıf... Robert Redford ile Natalie Wood'un uyumu ise görülmeğe değer... Filmin şarkısı "Wish me a rainbow" ise tam bir klasik... Mutlaka görülmeli...





Konu Başlıkları